Ankara-Bandırma Bisiklet Turu 9.Gün

Categories Bisiklet, Bisiklet TurlarıPosted on

9.Gün, Kurşunlu – Bandırma

Çadırın fermuarını açıp dışarı bakınca muhteşem deniz manzarasını görmenin verdiği keyif ile yeni güne başladım. Her gün akşam çadır kur, sabah topla tam 9 gün boyunca bazen yorucu, bazen de keyifli. Herkes art arda uyanıp toparlanmaya başladı.

Çadırın içini boşalt, kıyafetleri çantalara koy, sonra çadırı ve matı topla. Bla bla bla. Masa kuruldu, kahvaltı hazırlandı dünden aldığımız yumurtalar haşlandı. Kurşunluda market, bakkal var sıkıntı yokdu alışverişte. Dün aramıza katılan Osman Göker hoca sabaha kadar kusmaktan uyuyamamıştı. Ya yedikleri dokundu yada gelirken çeşmeden içtiği su. Kendisi pek birşeyler yiyemedi. Sabaha kadar tuvaletin orada yatmış resmen. Her zamanki gibi sıkı bir kahvaltıdan sonra yola düştük. Kalan yol yaklaşık 40 km kadar kısa bir mesafeydi, ama yol nasıldı?

Hemen Kurşunlu merkezinden devam edince evlerin arasından yavaşca tırmanış başlıyor. Asfalt yoldan bir süre tırmandıktan sonra asfalt yol toprak yola dönüşüyor ve ormana giriyorsunuz. Yolun nasıl olduğunu fotoğraflardan göreceksiniz. (Anlatmaya gerek yok görüyorsunuz! Mikemmel!) Bu bozuk toprak yoldan tırmanmaya devam ediyoruz. Selden dolayı harap olmuş bir yoldan geçiyoruz biraz sonra.

Tırmanmaya devam ettikçe deniz sağımızda aşağıda masmavi güzelliği ile dururken solumuzda yemyeşil sık bir orman, gökyüzü gri bulutlar ile kaplı bir şekilde, taşlı toprak yolda tıngır mıngır dönüyor tekerlerimiz.

Kah biz biniyoruz bisiklete, kah inip itiyoruz yorulunca yokuşlarda. Murat abi römorkun ağırlığından dolayı yokuşlarda yine eli ile çıkartıyor bisikleti. Murat abinin bisikletten inme şeklide kendine has. Bir gezi programında görmüştüm Çinliler de o stilde iniyor. Bisiklet durmaya yakın ayağını diğer tarafa kaldırıp atlıyor bisikletten.

Bir çeşme bulup sularımızı tazeliyoruz. Hemen ilerde bir araba görüyoruz bir aile oturmuş selamlaşıyoruz. Hemen bizi çay’a davet ediyorlar. Davete icabet ediyoruz, reddetmek olmaz. Sohbet muhabbet derken ailenin hikayesini dinliyoruz.

Giresun’dan gelmişler eşleri ile iki kişi. Arıcılık ile uğraşıyorlarmış ve bu mevsimde buraya geliyorlarmış. Bize de ballarından ikram ediyorlar. Kimin aklına gelirdi ki şu ıssız ormanın içinde taze kovan balı yiyeceğimiz. Bisiklet turunu bu yüzden seviyorum işte, “süprizler ile dolu” Hemen orman girişindeki selden göçen yolu belediye başkanı arıcılar geçsin diye düzelttirmiş. Bize ilerde de yolun selden göçtüğünü söylüyorlar. Geçemezsiniz diyorlar. Teşekkür edip kalkalım diyoruz çünkü fazlada durmak olmaz.

Osman hoca; “ben biraz daha oturacağım siz gidin” dese de Murat abi kaldırıyor onu da.

Arıcı aileye teşekkür edip ayrılıyoruz oradan. Yol yer yer kumlu toprak yer yer taşlı bir ara benim bisiklet kuma saplanıyor düşüyorum yine. Traktörlerin teker izleri yolu çukur yapmış, zemin kötüü… Neyse ki hem yavaşım hem kumlu zemin. Hemen gülümseyip kalkıyor devam ediyorum. Murat abi ile önden gidiyoruz yol sola doğru kıvrılıyor sonra bir bakıyoruz yol falan yok! Arıcı ailenin bize söylediği yere geldik. Aşırı yağışlardan dolayı sel oluşmuş ve yolu yerle bir etmiş. İnanılmaz.

Murat abi bisikletten iniyor ve karşıya geçiyor. Ben endişe ile kendisine sesleniyorum, “abi aman dikkat et abiii”

Birazdan ekibin kalanı da geliyor yanımıza. Durup durum değerlendirmesi yapıyoruz. Osman abi de hemen yolu incelemek üzere karşıya yayan olarak geçiyor. Ben endişeli bakışlar ile olan biteni izlerken kafamdan çözüm üretmeye çalışıyorum. “En kötü ihtimal yaya geçer ve aşağıdan malzemeleri yukarı iple çekeriz” diye düşünüyorum.

Bisikletleri ve çantaları söküp malzemeleri karşıya teker teker geçirme kararı veriliyor. Saat 11:00 civarları herkes bisikletlerini söküyor çantalarını çıkarıyor. Benim bisikletim, çantalar ve bütün malzemelerin toplam ağırlığı 40 kg civarlarında.

Bisikletlerin ön ve arka tekerlerini söküyoruz, çantaları çıkarıyoruz. Selden dolayı yolun üzerine tepelerden devrilmiş kayaların üzerinden geçiriyoruz önce malzemeleri ve sonra yamaçtan devrilen ağaçların dallarına basarak eğimli ve dar bir patikayı aşarak karşıya varıyoruz. Patikaya tek ayakla basabilirsiniz öyle dar ve yanlış atılacak bir adım sonrası 4-5 metre aşağı düşme riskiniz var. Ayrıca dikenli sarmaşık dalları geçerken üstünüzü çiziyor. Ben hemen çantadan gömleğimi ve pantolonumu çıkarıp üstüme giyiyorum. Böyle dikenlerin gazabından az da olsa kurtuluyorum. Osman Göker hoca 2 çanta taşıdıktan sonra karşıya geçip yere uzanıyor. Rahatsızlığından dolayı onun malzemelerini Osman Aksakal abi taşıyor.

Bütün malzemeleri karşıya taşımak için onlarca kez geçiyoruz karşıya. Murat abi’nin römork ve içindekiler hariç herşeyi geçiriyoruz. Römorku karşıya geçirme işini aşağıdan ip ile çekerek halletmek istiyor Murat abi. Aşağı indiriyoruz malzemeleri önce ve daha sonra ip ile yukarı çekiyoruz. Artık zaten güçsüz olan kollarımda derman kalmamaya başlıyor. Son bir gayret ile Osman Aksakal ile aşağıdaki malzemeleri yukarı çekiyoruz.

İşlem tamam saat 13:00 civarlarında, yaklaşık 2 saat sürüyor karşıya geçmemiz.

Ne macera ama!

Bisikletleri monte ediyoruz. Benim magura hidrolik v fren ayarı kaçmış tekere sürtüyor, söve söve uğraşıp yapıyorum. (Tekeri ortalamadan takıyormuşum o yüzden sürtme yapıyormuş 🙂 ) Toparlanıp yola devam ediyoruz. Tek temennimiz bir tane daha böyle yer olmaz umarım diyoruz. Hava yağdı yağacak, aman birde yağmur gelmesin diyerek devam ediyoruz. Yolun inişleri çıkışları var bolca ama manzara eşsiz.

Bir köşeyi daha dönüyoruz ki ne görelim? Orda da yolu sel almış! Neyse ki bisikletleri sökmeden taşıyoruz karşıya.

Bu engeli de aşıp yola devam ediyoruz. Osman Göker hoca ile önden gidiyoruz biz arkalarda ekibin geri kalanı geliyor. Ara ara durup onların görünmesini bekliyorum çünkü herhangi bir aksilik yaşarlar diye birbirimizden kopmayalım istiyorum.

Aşağılarda muhteşem koylar görüyorum fakat inmeye hiç niyetim yok! 9 günün yorgunluğu sebebi ile beynim bir an önce Bandırma’ya ulaşıp turu bitirmem gerektiğini söylüyor. İlk büyük turumun son günü maceraya doyuyorum iliklerime kadar. Kıvrılarak giden yolda rakım biraz aşağılara iniyor ormanın içerisine doğru kıvrılıyoruz. Birden etrafımda küçük sinekler uçuşmaya başlıyor. Gözümün önünde ve arkamda kümelenen sineklerden bir an önce kurtulmak istiyorum ama nafile. Bırakmıyorlar beni! 2km kadar beraberiz. Maskemi takıyorum ama bu sefer de nefes almakta güçlük çekiyorum. Halbuki çantamda kafama geçirebileceğim sineklik var ama aklıma gelmiyor neden ise! Sineklerden kurtuluyorum bu sefer de arkamdan bir traktör geliyor nerden çıktıysa. Bir süre sonra beni yakalayıp önüme geçiyor ve onun tozuyla gidiyorum bir süre. Biter mi bitmez yağmur çiseliyor, hemen yağmurluğumu giyiyorum. Osman hoca geliyor hemen arkamdan, ara ara durup Osman Aksakal’ı görüyorum uzaklardan geliyor. “Devam o zaman!”

Yerleşim yolu görünüyor ormanı bitiriyoruz. Üzerimdeki kıyafetler, bacaklarım, bisikletim ve çantalar toz içinde kalıyor ama bu durumdan hiç şikayet etmiyorum. Tam tersine, başarmanın, zor yolların, engellerin üstesinden gelmenin hazzını yaşıyorum doyasıya.

Rampadan aşağı kendimizi salıyoruz Yenice’ye doğru. Toprak yol bitiyor asfalta geliyoruz. “Oh be!” çekiyoruz. Bozuk zeminde gitmek çok gürültülü oluyor lakin. Tangır tungur bisikletin ve çantaların sesi pek hoş değil. Yenice’nin merkezinde kahveye oturup çay söylüyoruz. Karşıdan bakkaldan yarım ekmek arası salçalı karışık tost’ da alıyoruz. Öğle yemeğimizi burada yerken yağmur tekrar yağıyor ama bu sefer biraz daha şiddetli. Neyse ki bu yağmur bizi ormanda yakalamadı.

Yenice’nin çıkışında bizi yel değirmenleri ve bol bol rampa bekliyor.

Rampalar bitiyor ama süprizler bitmiyor. Asfalt yol birden yerini mucurlu yani çakıllı toprak yola bırakıyor. Az önceki orman yoluna kurban olayım bu nasıl bir yoldur? O kadar sakat ki bu çakıllardan dolayı her an düşme riskiniz var. Yokuş bitti yokuş aşağı gidiyoruz ama hızlanamıyoruz. Sanırım 6-7 km kadar bu yolda gidiyoruz. Sonra asfalt yol ve bandırmaya kadar pedal çevirmeden devam.

Osman Aksakal ile önden Bandırma merkeze gelip Murat abileri bekliyoruz. Murat abinin kuzeninin iş yerine geliyoruz. Bisikletleri dükkana bırakıp soluğu pidecide alıyoruz hep beraber.

9 günün sonunda tur benim için bitiyor. Benim için kolay bir tur olmadı ama yanımda bu turu kolaylaştıran tecrübeli abilerim vardı. İyi ki de varlar.

Murat Dumrul abi Bandırma’da kalıp 2 gün kapıdağ yarımadasını pedallıyor tek başına. Römorksuz tabii ki. Bu turdan sonra Murat abi römorkuna sonsuza kadar veda ediyor. 9 gün 650 km yolun neredeyse 200 km’sini yürüyerek geldi aşırı yükten dolayı. Kendisi 60 yaşının üzerinde gencecik bir delikanlı. Bir kez daha azminden dolayı karşısında saygıyla eğiliyorum. Bu turu planladığı ve beni davet ettiği içinde sonsuz teşekkür ederim. Hayatımın en büyük macerasını yaşadım sayesinde.

Osman Aksakal abiye de beni ilk günden beri yalnız bırakmadığı, destek olduğu ve kahrımı çektiği için sonsuz şükranlarımı sunuyor ve teşekkür ediyorum. İlk gün eve dönmeyi düşünen beni durdurmuştu 🙂

Osman Göker hoca ile bir gün sürdük ama bu tanışıklık sonrasında yine uzun bir tur maceramız olacaktı. Kendisine de selamlar, sevgiler.

2016 yılında başlayan bisiklet ve gezme tutkum beni bugün buralara kadar getirdi. Bu tur benim için güzel anları ve ilkleri ile unutulmayanlar arasında birinci sıraya yerleşti. Bundan 10 sene önce birisi bana, bir sabah evimden çıkıp ta Bandırmaya kadar bisiklet ile gideceğimi söylese ben bile inanmazdım.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bisikletle kalın.

Paylaş

Grafik Tasarım Uzmanı, Bisiklet sever, gezi sever, blogger

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göster
Gizle